Küresel Ekonomik Eşitsizlik ve Adil Paylaşım Sorunsalı: Tarihsel Süreçten Günümüze Toplumsal Barışı Zedeleyen Gelir Dağılımı Bozulması
🏠 Anasayfa » Ekonomi
Ekonomi adil paylaşım

Küresel Ekonomik Eşitsizlik ve Adil Paylaşım Sorunsalı: Tarihsel Süreçten Günümüze Toplumsal Barışı Zedeleyen Gelir Dağılımı Bozulması

0

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün anlamı ve önemi işlenirken, insanlığın gelir ve harcamaları ile ayrışmış yapısı artık anlaşılmayacak bir duruma gelmiştir. Bu durumun arkasında ciddi bir dizi güç ilişkisi, insanın insanı kontrol altına alması, haksız gelirler ve ödenmeyen vergilerin olduğu belirtilmektedir. İnsanlık tarihinin tarımsal üretime geçişle birlikte başlayan sosyoekonomik ayrışma, yüzyıllar içerisinde derinleşmiş; özellikle Sanayi Devrimi ve devamında dijital iletişim çağında daha da derinleşmiştir. Günümüzde küresel gelir dağılımı dengesizliği incelendiğinde, ekonomik değer üretiminin büyük bir kısmını gerçekleştiren geniş çalışan kesimlerin toplam refahtan oldukça sınırlı bir pay aldığı; buna karşılık ekonomik gücün çok dar bir kesimin elinde yoğunlaştığı anlaşılmaktadır.

Dünyanın Gelir Dağılımı Ciddi Anlamda Bozulmuştur

Oxfam analizine göre, 2025 yılında milyarder serveti %16’dan fazla artışla ivmelenerek artmıştır. Hesaplar, önceki 5 yıl ortalamasının yaklaşık 3 katı hızla büyümüştür. Bazı tahminlere göre 18,3 trilyon dolar, bazı geniş kapsamlı ölçümlere göre ise 25 trilyon doların üzerine çıktığı yönündedir. Dünya Bankası verilerine göre yaklaşık 850 milyon insan günlük 2,15 dolar; geniş kapsamlı olarak 3,5 milyar insan 6,85 doların altında gelir almaktadır. Dünyanın en zengin %1’lik kesimi toplam gelirin %20’sini, %10’luk kesimi %53’ünü, toplumun %40’ı gelirin %38’ini almaktadır. En alttaki %50’lik kesim ise gelirin %8’ini almaktadır. Dünyanın en zengin 10 kişinin toplam servetinin 2,13 trilyon dolar olduğu belirtilmektedir.
Uluslararası Oxfam tarafından yapılan analizler, bu eşitsizliğin yalnızca gelir düzeyiyle sınırlı olmadığını; aynı zamanda varlık sahiplerinin vergi yükümlülüklerini azaltmak amacıyla sermayelerini farklı ülkelere kaydırarak vergi sistemlerini aşındırdıklarını ortaya koymaktadır. Bu durum, kamusal gelirlerin azalmasına ve sosyal hizmetlerin finansmanında dengesizliklere yol açmaktadır. Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı, yetersiz gelir nedeniyle gıdaya erişim sorunu ve gıda güvensizliği yaşamaktadır. Yüz binlerce insan akut gıda yetersizliği ve gizli açlık yaşamaktadır. Yoksulluk, açlık ve gizli beslenme sorunu coğrafi yoğunlaşmayı artırmaktadır. Özellikle Afrika ve Asya’da ciddi sorunlar yaşanmaktadır. BM Dünya Gıda Programı (WFP) da küresel açlık krizinin 2026 yılı için öngörüsünün 363 milyon insanı akut açlık krizinin pençesine düşüreceğini, Orta Doğu’daki savaşın ise yaklaşık 45 milyonu akut kriz riskine soktuğunu açıklamıştır.
Buna karşılık, ücretli çalışan kesimin gelirlerinden vergilerin doğrudan ve peşinen tahsil edilmesi, vergi yükünün adaletsiz bir biçimde dağıldığını göstermektedir. Yapılan değerlendirmeler, yüksek gelir ve servet sahiplerinin etkin ve adil bir vergilendirmeye tabi tutulmaları hâlinde, devletlerin mali kapasitesinin artabileceğini ve bu suretle toplumsal refahın daha dengeli bir şekilde yaygınlaştırılabileceğini ortaya koymaktadır.

Temel sorun, insanlığın kısa bir zaman diliminde sahip olduğu varlıklar üzerinden hızla farklılaşması ve bu farklılaşmanın doğa ve insanlık adına ne ölçüde hakkaniyetli olduğunun sorgulanmasıdır. Hiç çalışmadan yüksek varlık birikimine sahip olan bireyler ile yoğun emek sarf etmesine rağmen ekonomik birikim elde edemeyen bireylerin aynı yasal ve ahlaki değerler çerçevesinde yönetilmesinin, bu kadar ayrışmış bir dünyada nasıl sağlanacağı sorusu önem taşımaktadır. Sanırım artık bu adaletsiz dağılım ve hak edilmemiş dünya çapındaki durum tartışmalıdır.

İnsanlığın türdeşlerinden ayrıştıkça kökensel dayanışma değerlerini göz ardı eden bir yapıya evrildiği gözlemlenmektedir. Hatta, acımasızca küçük çıkarı için daha düşük gelirlilere maddi ve manevi olarak zarar vermekten çekinmeyen ve bu durumdan rahatsız olmayan ciddi bir kesim oluşmuş durumdadır.

Bozulan Gelir Dağılımı Toplumların Bir Arada Yaşaması Barışını Bozar

Bu çerçevede, benzer yaşam sürelerine sahip, sofrada benzer miktarda gıda tüketen, aynı dilleri konuşan insanların yaşamda fırsatları lehine çevirerek bu denli keskin biçimde ayrışması, insan aklı ve erdem anlayışıyla bağdaşmamaktadır. Herkesin zekâsı, yeteneği ve bireysel çalışma ve çabalarına saygı duyularak bir yere kadar farklılıklar makbul karşılanabilir. Ancak en alttaki asgari gelir ile beslenemeyen insanın karşısında, onlarca katı maaş ve gelir elde eden insanların sonunda arkasında ciddi miktarda, ne işe yaradığı sorgulanan “miras” bıraktığında bu durum sıkça konuşulmaktadır. Şu kısacık dünyada herkesin aş ve iş sahibi olduğu, çabalarının ve ürettiklerinin takdir edilmesi yanında hakların kullanılmasında yasalar karşısında eşit olduğu, yeryüzünün herkese aynı ekosistemi sunduğu bir düzeni; adil paylaşım ilkesi ve dayanışma kültürü çerçevesinde daha çok önemserim.

İnsanlığın yaşadığı bu tanımlanamayan gelir farklılığının toplumsal barışı ve bir arada yaşama ortamını bozduğu görülmektedir. İnsanların bir kısmı çalışmadan çok fazlasına sahip olurken, çalışanın olmaması gözü bile rahatsız etmektedir. Doğanın sunduğu imkânların kişi ve zümrelere tahsis edilmeden, daha eşitlikçi bir ekonomik düzenin tesisi ile insanlığın bir arada daha sağlıklı ve mutlu yaşaması bakımından vazgeçilmez unsurlar olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, küresel ekonomik sistemin yalnızca büyüme odaklı değil, aynı zamanda adil paylaşım, eşit fırsatlar ve toplumsal dayanışma ilkeleri doğrultusunda yeniden yapılandırılması, insanlığın sürdürülebilir ve dengeli bir refah düzeyine ulaşabilmesi açısından zorunlu görülmektedir.

Yazarlar

Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ

Prof. Dr. İbrahim ORTAŞ

1960 doğumlu. 1985 Yılında Çukurova Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Toprak Bilimi Bölümü’nde mezun oldu. Aynı yıl Şanlıurfa Köy Hizmetleri Araştırma Enstitüsünde Araştırmacı olarak çalışmaya başladı. 1986 Yılında Ceyhan-Adana’da tarım şirketinde sorumlu müdür olarak çalıştı. 1987 Yılında Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü’ nde Araştırma Görevlisi, 1988 yılında Almanya Hohenheim Üniversitesinde araştırmacı olarak bulundu. 1990-1994 yılları arasında İngiltere’de Reading Üniversitesinde Doktora eğitimini aldı. 1996 yılında Yardımcı Doçent, 1997 yılında Doçent ve 2002 yılında Profesör unvanını aldı ve halen Ç.Ü. Ziraat Fakültesi Toprak Bilimi ve Bitki Besleme bölümünde araştırmacı ve öğretim üyesi olarak çalışmaktadır.

0 Yorum

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın!

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar işaretlenmiştir.

Bu makaleye yorum yapabilmek için üye girişi yapmalısınız.

Giriş Yap veya Kayıt Ol
Makale başarıyla kaydedildi!