Geri dönüşüm kutusuna attığınız kıyafetlerin ‘cennete’ gittiğini düşünüyorsanız, moda endüstrisinin gizli 'cehennemine' bir bakalım
🏠 Anasayfa » Doğa
Doğa atık kıyafet krizi

Geri dönüşüm kutusuna attığınız kıyafetlerin ‘cennete’ gittiğini düşünüyorsanız, moda endüstrisinin gizli 'cehennemine' bir bakalım

1

Geri dönüşüm, atık kıyafetleri gözden uzak ülkelere ‘geri göndermekten’ ibarettir. Bir markanın geri alma planı kapsamında Londra’daki bir mağazasına bırakılan bir etek, örneğin, Mali’deki bir çöplükten çıkar

"Yaman adamdı bu dilenci.
İnsanların işten dönerken ucuza huzur satın aldıklarını biliyordu.”

Yusuf Atılgan, Aylak Adam

Ama huzur, artık o kadar ucuz değil. Zira, pazardaki potansiyeli keşfeden şebekeler, kitlesel huzur tedariki için dilenciler işe koştu. Bu yeni nesil dilenciler sadece dilenmiyor, aynı zamanda bir performans sergiliyordu. Paramparça olmuş cam baskülünün yanında ağlayan tartıcı çocuk, yerlere saçılan simitlerini toplayan ak sakallı simitçi ve dahası… Kandırıldığımızı anladığımızda da bir huzur imkânından olmuştuk. Ama huzur talebimiz sürüyordu. Oysa inanç yoksa, huzur da yoktu. Tıpkı eski zaman dilencileri gibi, ucuza huzur için inanılacak bir şey lazımdı. Modern zamanlarda ve modern insan tarafından, içtenlikle inanılacak bir şey… Veya kandırıldığımızı anlayamayacak kadar ‘bilimsel’!

Bir huzur imkânı olarak sürdürülebilirlik

Oxford İngilizce Sözlüğü'nde "Bir sürecin veya girişimin doğal kaynakların uzun vadede tükenmesinden kaçınılarak sürdürülebilme ve çevreye zarar vermeyecek şekilde kullanılabilme derecesi" olarak tanımlanan sürdürülebilirlik, iklim değişikliği ve çevresel sorunlara duyarlı hemen herkesin önemsediği bir kavram. Bu herkesin içinde, tüketiciler de var. Ve duyarlılıkları, pazarda ne zamandır görmezden gelinemeyecek bir talep yaratıyor. Çevreye duyarlı tüketiciler, ‘çevre dostu’ ürünler talep ediyor ve bunun için, giderek daha fazlasını ödemeye hazırlar.

Yükselen çevresel duyarlılığa bir yanıt olarak, ürünlerin veya üretim süreçlerinin gerçekten sürdürülebilir olup olmaması bir yana, satılabilen bir iddia olarak sürdürülebilirlik çoktandır pazarda. Giyimden kozmetiğe, su şişelerinden mobilya ve elektroniğe kadar akla gelebilecek hemen her şey artık "sürdürülebilir" etiketiyle pazarlanıyor. Ve satın alınabilecek her şeyin, pazarda "sürdürülebilir" bir karşılığı bulunuyor.

‘Karbon ayak izi’ kavramının arkasından petrol devi çıktı

Hatırlanacaktır; belirli bir süreç dahilinde, atmosfere salınan toplam sera gazı miktarı şeklinde tanımlanan karbon ayak izi kavramının arkasından bir petrol1 devi çıkmıştı. Ve kökeninde, halkla ilişkiler profesyonellerine sipariş edildiği üzere, iklim değişikliğine petrol endüstrisinin değil, fakat bireylerin neden olduğunu kanıtlamak vardı. Çevreye verilen zararın bireysel bir ölçüsü olan ve sorumluluğu temelde bireye aktaran bu kavramı, doğaldır, en çok da petrol şirketleri sahiplenmişti.

Benzer şekilde, sürdürülebilirlik kavramı da günümüzde onu en çok tehdit eden endüstriler tarafından sahipleniliyor. Bunlardan biri, moda endüstrisi. Okyanuslarda atık kıyafet adalarına, çöllerde kumaştan dağlara neden olan moda devleri, tüketicilerinin sürdürülebilirlik talebini yakından takip ediyor. Ve çevreye duyarlı, çevre için daha fazlasını ödemeye hazır tüketiciler için paralel pazarlar yaratıyor.

Bir yandan sürekli değişen ve çok çabuk eskiyen trendlere uyum sağlamak için her gün, çoğu Afrika ve Asya’nın ‘gözden uzak’ çöplüklerinde son bulacak yeni modeller çıkarırken diğer yandan aynı ürünleri ‘sürdürülebilir’, ‘döngüsel’, ‘adil üretim’, ‘çevre dostu’, ‘sıfır atık’ veya ‘karbon nötr’ gibi teknik görünümlü etiketlerle bu paralel pazarlarda yeniden pazarlıyor. Pazarda değilse paralel pazarlarda, alışveriş tamamlanıyor. Ve bir alışveriş etkinliğiyle, gezegen ‘korunmuş’ oluyor.

Peki, tüketicinin basit bir tüketici olmaktan çıktığı, fakat tüketerek gezegeni koruduğu bu sürdürülebilirlik ekonomisi gezegeni ne kadar koruyor? Korumuyorsa, ne işe yarıyor?

Moda ve sürdürülebilirlik: Çöp depolama alanları ve yakma fırınları, her yıl 40 milyon ton atık kıyafetle doluyor

Moda endüstrisi ve özellikle de hızlı moda, kaynakları tüketme kapasitesiyle olduğu kadar, ürettiği atıkla da ünlüdür. Daha önceki bir yazı serisinde2 ayrıntılarıyla değinilmişti. Kısaca özetlenirse, hızlı moda, sentetik kumaşlar gibi düşük kaliteli malzemelerin kullanıldığı ve sürekli değişen modellerin ucuza, yüksek kapasitelerde ve hızla üretildiği bir iş modelidir. Modellerin eskime hızı gereği, kalıcılık ve dayanıklılık değil, fakat çeşitlilik, ucuzluk ve hız esastır.

Atacama Çölü'nde kendine kıyafet seçen bir kadın (Fotoğraf: Martin Bernetti/AFP)

Güncel rakamlarla, sektörde her yıl 100 milyardan fazla giysi üretiliyor3. Bunun önemli bir kısmı, tüketiciye hiç ulaşmıyor. Yüzde 65'i, 12 ay içinde yakılıyor. Veya çöplüklere gömülüyor4. Çöp depolama alanları ve yakma fırınları, her yıl 40 milyon ton atık kıyafetle doluyor5.

Oysa tüketiciler, gitgide daha fazla çevresel duyarlılık talep ediyor. Moda arama motoru Lyst’e göre, örneğin, sürdürülebilirlikle ilgili aramalarda 2019 yılında bir önceki yıla kıyasla yüzde 75'lik6 bir artış görülmüş. Ve eğilim, artarak sürüyor.

"Almazsan, çöpe gidecek!”

Giysileri neredeyse tek kullanımlık ambalajlara dönüştüren küresel hızlı moda markaları, öte yandan, bu duyarlılıkta birpotansiyel görmekte gecikmiyor. Ve kendilerinin neden olduğu küresel tekstil atığı krizi için, duyarlı tüketicilerine, geri dönüşüm planları vaat ediyor. Endüstrinin neden olduğu problemlere yine endüstri içi bir mantıkla yaklaşan ve sonuçta her biri ancak yeni bir iş modeli olarak tasarlanan geri dönüşüm, geri alma, yeniden satış, kiralama ve onarım gibi faaliyetlere dayalı bu planlar, paralel pazarlar olarak sistemde karşılığını buluyor. Dahası, bu paralel pazarlarda üretim maliyetleri aynı kalırken satış fiyatları yükselebiliyor. Satış fiyatı yükselmese de, kârlılık genellikle yüksek oluyor. Çünkü ‘atıklarından’ ucuz yollu kurtulmak isteyen markaların ‘bağışlamasıyla’, ürünlerin bu pazarlardaki maliyeti sıfır veya sıfıra yakın oluyor. Pahalı veya çöpe gidecek bir ürün için pahalı, ama satıyor. Zira, tıpkı bireyleri banyoya kadar takip edip sıcak su kullanımına göz diken karbon ayak izi projesinde olduğu gibi, küresel moda devlerinin neden olduğu atık krizinin sorumluluğunun “Almazsan, çöpe gidecek!” şeklinde bireyselleştirilmesiyle, satılan artık bir tişört olmaktan çıkıyor. Fakat bireysel kurtuluş oluyor!

Peki, ancak kurtararak çöpe gitmekten kurtulan bu kıyafetler, atık kıyafet dağlarının yanında ne kadar bir yer tutuyor?

Gana sahillerinde, kıyafet yığınlarının arasında bir balıkçı (Muntaka Chasant/Shutterstock) 
Gana sahillerinde, kıyafet yığınlarının arasında bir balıkçı (Muntaka Chasant/Shutterstock) 

Londra’da geri dönüşüm kutusuna bıraktığınız bir etek, Mali’deki bir çöplükten çıkar

Hızlı modanın 'geri dönüşüm' miti: En yaygın ve belki de akla en doğal gelen geri dönüşüm çözümlerinden biri, kullanılmayan kıyafetlerin bağışlanması. Mağazaların geri alma kutuları veya belediyelerin geri dönüşüm istasyonlarına bırakılan kıyafetlerin, yardım kuruluşlarının ikinci el mağazalarında iyi bir amaç için satılması veya yeni kıyafetlere dönüştürülmesi, sürdürülebilir bir çözüm gibi görünür.

Oysa, toplandığı pazarda kıyafetlerin ancak yüzde 10-30’u7 yeniden satılır/kullanılır. Moda markaları tarafından, geri dönüşüm adına toplanan kıyafetlerin geri kalanı, Asya veya Afrika’nın gelişmekte olan ülkelerine gönderilir. Bu ise, bir geri dönüşüm planı olarak pazarlanır. Oysa bu geri dönüşüm, atık kıyafetleri gözden uzak ülkelere ‘geri göndermekten’ ibarettir. Bir markanın geri alma planı kapsamında Londra’daki bir mağazasına bırakılan bir etek, örneğin, Mali’deki bir çöplükten çıkar.

Tek başına ABD yılda 450 bin ton kullanılmış kıyafeti başka ülkelere gönderiyor. Afrika, küresel ikinci el kıyafetlerin yüzde 70'ini8 alıyor.  Gana'nın en büyük ikinci el pazarı olan Kantamanto'ya, örneğin, her hafta yüzde 40'ı baştan kullanılamaz durumda olan 15 milyon ürün boşaltılıyor. Ve kullanılamayanlar, dosdoğru Gine Körfezi’ndeki gibi ‘açık çöplüklere’ gidiyor. Veya Accra'nın gecekondu mahallelerinde yakılıyor9.

Kenya’da da durum benzer. Sadece 2019 yılında, 55-74 bin tonu atık olmak üzere, ülke 185 bin ton ikinci el giysi ithal etmiş. Ve günlük 60-75 kamyon tekstil atığı Dandora gibi açık çöplüklere dökülmüş10. Daha önceki bir yazıda da bahsedilmişti. Dünyanın en hızlı büyüyen atık giysi çöplüklerinden biri de Şili’deki Atacama Çölü’nde bulunuyor. Her yıl Iquique limanına indirilen 59 bin ton giysinin, işe yaramayan 39 bin tonu Atacama Çölü’ne yığılıyor11.

Kenya (Görsel: Greenpeace)
Kenya (Görsel: Greenpeace)

Özetle, bağışlanan veya geri dönüşüm amacıyla geri alınan ürünlerin çoğu, yoksul ülkelerdeki çöplüklerde son buluyor. Geri dönüşüm, bir geri dönüş olarak tamamlanıyor. Ve kıyafetler, onları üreten veya satın alamayacak kadar yoksul ülkelere, atık olarak geri dönüyor. Buna karşın, gitgide daha fazla sayıdaki moda markası, mağazalarına geri alım/geri dönüşüm kutuları koyuyor. Zira, hızlı ve ucuz olmak yetmez. Fakat kesintisiz bir talep/tüketim için, tüketicinin çevresel kaygıları da giderilmelidir. Markalar kutular koyarak, üzerlerine düşeni yapıyor. Ve yenilerini alabilmek için dolaplarındaki fazlalıklardan kurtulmak isteyen tüketici, ‘işten eve dönerken’ bu fazlalıklarıyla birlikte, tüketirken duyduğu kaygıyı da bu kutulara atıyor. Artık herkes rahattır. Ve tıpkı ölülerin nereye gittiğini bilen çocuklar gibi, tüketici kutuya attığı bu kıyafetlerin ‘cennete gittiğinden’ emindir!

Atacama Çölü’ndeki tekstil atıkları (Martin Bernetti / Getty Images)
Atacama Çölü’ndeki tekstil atıkları (Martin Bernetti / Getty Images)

Asya’daki tekstil geri dönüşüm tesisleri

Dünyanın atık giysi başkenti olarak bilinen Panipat, tekstil geri dönüşüm sektöründe, küresel merkezlerden biri. Dünyanın dört bir yanındaki gelişmiş ülkelerden her gün yüzlerce ton tekstil ürünü Hindistan'ın liman kenti Kandla'dan Panipat'a gelir. Cadde markalarından lüks markalara kadar, hayır kurumlarına bağışlanan kıyafetlerin çoğu burada son bulur.

Panipat’taki geri dönüşüm merkezinde çalışan kadınlar
Panipat’taki geri dönüşüm merkezinde çalışan kadınlar

“Yıkamaktansa atmak, onlar için daha ucuz olmalı…”

O kadar çoktur ki, kıyafetlerin fermuarlarını, düğmelerini ve etiketlerini çıkaran ve renklerine göre ayıran kadın işçiler, şehirlerine akan bu kıyafet yığınlarına anlam vermekte zorlanır.

Discovery Channel dışında Batı kültürüne aşina değillerdir. Ama Batı’da suyun pahalı olduğunu duymuşlardır. Gerisini, hayal güçleri tamamlar. Ve insanların çamaşır yıkamaya güçlerinin yetmediği sonucuna varırlar.12 “Yıkamaktansa atmak, onlar için daha ucuz olmalı…” Yoksa bu kadar kıyafeti, kim neden atar?

Yazarlar

Zeynep Yıldırım

Zeynep Yıldırım

Siyaset Bilimi Doktoru Zeynep Yıldırım, siyaset bilimi alanındaki doktorasını Türkiye'de yaşayan Suriyeli mültecilerin menşe ülkelerine geri dönüşü üzerine yaptığı tez çalışmasıyla 2019 yılında İstanbul Üniversitesi'nden aldı. 2018 yılından beri Londra'da yaşayan ve bağımsız araştırmacı olarak çalışan Dr. Yıldırım, Londra Göç Müzesi'nde gönüllü danışmanlık yapıyor. Duvar ve Birikim gazetelerinde yazıları bulunuyor. 2021 yılında başladığı T24'teki yazılarına devam ediyor ve yazılarında çoğunlukla göç etmenin ve göçmen olmanın insanlar üzerindeki etkisini sanat, edebiyat ve siyasetin iç içe geçtiği bir yaklaşımla değerlendiriyor. Çalışma alanları arasında gönüllü ve zorunlu göçler, göçmen ve mülteci deneyimleri, mülteci politikaları, siyaset teorisi, kimlik ve kültürel çeşitlilik, popüler kültür ve siyaset ilişkisi ile politik sanat bulunuyor.

1 Yorum

  1. OOKUYUNCA DEHŞETE KAPILDIM

Yorum Bırakın

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar işaretlenmiştir.

Bu makaleye yorum yapabilmek için üye girişi yapmalısınız.

Giriş Yap veya Kayıt Ol
Makale başarıyla kaydedildi!